Ana Sayfa | Favorilerime Ekle | Açılış Sayfam Yap | Sohbet | Ziyaretçi Defteri
Atatürk'ün sözleri
Google

Sitemizi 255048 kişi
ziyaret etmiştir.


AB Yolunda Türkiye

Sevgili Arkadaşlar,

 

Türk dünyası için önemli bir dönüm noktasını oluşturacak olan bu tarihi akşamda sizlere merhaba demek istedim.

 

Bilindiği üzere, Türkiye (Tr) için doğru bir adres olan AB'ne giriş müzakereleri, uzunca bir süredir kararlılıkla izlenen bir yolun nihayisinde müzakerelerin başlayacağı az önce tv'den edindiğim bilgilere göre kesinleşti. Tr, bu noktaya gelene kadar kararlı politikalar izlemiş, reformlar tasarlamış, uygulamış ve diplomatik akla uygun yöntemler izlemiştir.

 

Ağır adımlarla tırmanılan üyelik merdiveninin bu basamaklarında bir takım hakların kazanılması için, bir takım tavizlerin verilmesi uluslararası ilişkilerde kazançlar elde edebilmenin temel kurallarını oluşturmaktadır. Ancak, müzakerelerin yürütülmesi aşama aşama daha büyük fedakarlıkların yapılmasını gerektirebilecektir: Buna göre;

 

 

(1) Geçen hafta alınan tavsiye kararlarına göre sözde Ermeni Soykırımının (!?) tanınması talep edilmiştir.

 

(2) Türk vatandaşlarının serbest dolaşımın kısıtlanmasına ilişkin uygulamalar öngörülmüştür.

 

Kıbrıs Sorununa ilişkin olarak ise;

(1) Ankara anlaşması, Güney Kıbrıs (gk)'ın da aralarında yer aldığı 10 ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Tr, Ankara Anlaşmasının genişletilmiş olmasına rağmen, gk'ı tanımadığını deklare etmiştir. Ancak bu durumu siyasi olarak uzun süre sürdürmesi imkansızdır.

 

(2) Bildiğiniz üzere, Birleşmiş Milletler nezdinde, Kıbrıs Türkü'nün kazanılmış hakları vardır. Bunlar; iki toplumun varlığı (Rum-Türk), toplumların iki kesimli olarak yaşadığı ve topraklar üzerinde eşit haklara sahip halklar oldukları tescil edilmiş ve böylece Kıbrıs sorununun çözümünün temel öğelerini oluşturmaktadır. Ancak Rumlar sorunu AB platformuna taşımak ve burada hakları tanınmamış olan Kıbrıs Türk'ünü, adada bir ortaklık değil, varlık devleti oluşturarak "yama" haline getirmek istemektedir. Bu şekilde iki  toplumdan tek toplum, iki devletten tek devlet tesis ederek, Türk varlığını siyasi olarak sonlandırmak amacındadırlar. Dolayısıyla, Türkiye'nin AB'ne tam üyeliği gerçekleşmeden Kıbrıs sorunda bu bağlamda tavizler vermesi vahim sonuçlar doğuracaktır.

 

(3) Çerçeve belgesine eklenmek istenen ilave maddeler arasında, AB üyesi ülkelerin NATO üyeliğinin Tr tarafından veto edilme hakkının kullanılmaması yer almaktadır. Bu anlayış, şunu ifade etmektedir:

Güney Kıbrıs, bir AB üyesidir. Tr ise NATO üyesidir. Güney Kıbrıs'ın Nato üyeliği Tr tarafından veto edilmektedir. NATO iç tüzüğüne göre, üye bir ülke bir diğer üye ülke topraklarında askeri güç bulunduramaz veya konuşlandıramaz. G.Kıbrıs'ın NATO'ya girmek istemesinin amacı güvenlik odaklı değil, salt Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesini sağlamaktır. Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi, Tr'nin güvenliği açısından risk taşımakla birlikte, Kıbrıs'ta bir tarihin noktalanması anlamına gelecektir. Bunu değil yaşamak, olasılığının varolduğunu düşünmek dahi bize ızdırap vermektedir. Kıbrıs'ta Türk varlığının sürdürülmesi burada yaşayanların kalıcı varlığının tesis edilmesiyle sağlanabilir. Asker çekilmesi, yatay ilerleme değil, yüksek derecede olumsuz psikolojik neticeleri olan bir yatay gerilemedir ve Türk varlığının devamı için en büyük olumsuz etkendir.

 

(4) Türkiye'nin limanlarını GK gemilerine açması siyasi bir konudur ve GK ekonomisine bölgesel olarak değil, global olarak tesir etmektedir. Uluslararası firmalara ait olan ve vergi avantajları nedeniyle GK'a kaydedilen gemiler Tr'nin ithal ve ihraç ettiği yükleri taşıyamamaktadır. Bu ambargonun neticesi GK ekonomisine 5 Milyar USD kayıp olarak yansımaktadır. Tr'nin GK gemilerine limanlarını açması, GK'ı tanıması anlamına gelmektedir.

 

Tüm bu hususlarda tavizler verilmesi, Kıbrıs halkının özgüven ve varlığı için çok büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Gerçekleşmesi durumunda, Tr'nin Kıbrıs'ı gözden çıkardığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Bizlerin geleceğini ipotek altına alacak olan bu gelişmelerde izlenen tutum, yarın Ermeni sorunu, güneydoğu sorunu vb. gibi palavralarla sizlerin ve gelecek kuşakların geleceğini de ipotek altına almaya adaydır.

 

Kopenhag kriterlerinde yeralan "hazmetme kapasitesi", tüm mutlak şartlar yerine getirilmiş olsa bile, üyelerin sosyal unsurları dahi öne sürüp veto edebilme hakkının baki olduğu anlamına gelmektedir. Uzun lafın kısası, yukarıdaki unsurlarından herhangi biri tavsiye kararı olarak öne sürülebilir ve yerine getirilmediği takdirde de müzakereler son bulabilir. Buna göre, yol haritasını ifade eden bu müzakere metninde gösterilen yolun son derece çetin olduğu apaçık bellidir artık. Hazmetme kapasitesi'nin sağlanması ve AB'nin Tr'ni sindirebilmesi için yukarıda sıralanan maddelerin sonucunda bizleri ulus olarak zehirleyebilecek bir "yutturulacak hap" şekline gelmemesi temennilerimle,yeni dönemin tüm Türk milletine hayırlar getirmesi dilerim.

 

Kalın sağlıcakla,

 

****************************************************

Sunat A.Atun 

sunatatun@superonline.com

 

K.K.T.C. Genç İşadamları Derneği Başkanı